10 Mart 2016 Perşembe

BAKIRKÖY MAZHAR OSMAN RUH VE SİNİR HASTANESİ'NİN RÜŞVET KARŞILIĞINDA SAHTE RAPOR DÜZENLEYEN ALTI ADET OROSPU ÇOCUĞU DOKTORU DEŞİFRE



BAKIRKÖY MAZHAR OSMAN RUH VE SİNİR HASTANESİ'NİN RÜŞVET KARŞILIĞINDA SAHTE RAPOR DÜZENLEYEN ALTI ADET OROSPU ÇOCUĞU DOKTORU DEŞİFRE


Eskişehir'de AKP kurucusu pislik bir mafyanın cinayetlerini ortaya çıkarmaya çalışıyordum.
Mafya olarak kamuoyuna sunduğum şirketin ismi Ilgazlar AŞ...
Patronları beş ortak:
Şenol Ilgaz, Mustafa Ilgaz, İsmail Ilgaz, Mehmet Ilgaz, Asım Çınar...

Üç pisliğin fotoğrafı işte:


Belgeli suçları: Beş cinayet, uyuşturucu ticareti, kara para aklama, antika kaçakçılığı, amirlere memurlara rüşvet, sahte ruhsatlı kaçak villa inşa etmek, sit alanlarını yağmalamak, vergi kaçakçılığı, hırsızlık, darp, gasp...

Bir gün polis tarafından gözaltına alındım. Nezarethaneye atıldım.

Eskişehir savcılarından Celalettin Karanfil ve Ekipler Amirliği'nde görevli Yozgatlı polis memuru Ömer tarafından şahsıma komplo kurulmuştu.

Bu komploya Eskişehir Devlet Hastanesi Doktorlarından Psikiyatri uzmanı Gönül Baylan Kaygısız'ı da dahil ettiler ve "Bakırköy Akıl Hastanesi'ne kapatılması uygundur" şeklinde sahte rapor düzenlettiler.

Ertesi gün iki polis nezaretinde İstanbul Bakırköy Akıl Hastanesine götürülerek  ADLİ SERVİS’e kapatıldım.

Daha önce Esk 3. Sulh Ceza Mahkemesi Hakimi Murat Karahisar tarafından yargılanmıştım ve "
İftira suçu işlediğim yolunda kuvvetli şüpheler bulunduğu" için beni Mazhar Osman'a sevk etmişti. 

Asliye ceza mahkemesine itiraz hakkı tanıyan hakim, işlediğim iftira suçlarını sorduğumda cevap vermemiş, mahkeme tutanağına ısrarla yazılmasını istemiştim. Fakat tüm hakimlerin yaptığını Murat Karahisar da yaptı, anlattıklarıma tutanakta yer vermedi.

İşte mahkeme kararı:


Eskişehir 2. Asliye Ceza Mahkemesi'ne yazdığım itiraz dilekçem, bizzat Başsavcı Gökhan Karaburun tarafından yırtıldı.


Mahkeme kararında görüldüğü üzere bir Adli Tıp Uzmanı ve Devlet Hastanesi Ruh sağlığı uzmanından bahsedilmektedir.

Bu iki uzman  beni muayene etmeden "Mazhar Osman'a sevki uygundur" raporu vermiş. Her ikisini de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na ihbar ettim fakat sonuç alamadım. 
Eskişehir Devlet Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Gönül Baylan Kaygısız'ın sahte raporu, sahtekar savcılarca her iki kuruma gönderilmiştir. (İstanbul Adli Tıp Kurumu ve Bakırköy Mazhar Osman Hastanesi).


BAŞSAVCI GÖKHAN KARABURUN'UN YIRTTIĞI İTİRAZ DİLEKÇEM İŞTE

                            ESKİŞEHİR 2. ASLİYE CEZA MAHKEMESİ’NE,

                                            İTİRAZ DİLEKÇEMDİR

KONU :  Eskişehir 3. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 2009/717 nolu ilişikteki kararı.

İTİRAZ  NEDENLERİM:

             Sayın Hakim,
             Bu itiraz dilekçemde Mahkemenize sunduğum her olay ve konu, doğruluğu taahhüt edilerek anlatılmıştır. İlişikteki Mahkeme Kararı’nda görüleceği üzere, “birden fazla şahısa hakaret ettiği ve birden fazla iftira suçlarını işlediği yolunda kuvvetli şüpheler bulunduğu” iddialarıyla AKIL HASTANESİNE sevk edildim.
             Tam beş senedir belgelediğim yasadışı işleri ilgili makamlara ihbar ettim, fakat bu makamlar “görevli memura görevinden dolayı hakaret ettiğimi” iddia ederek 4 adet “hakaret davası” açtılar ve Yargıtay iki davayı bozarak geri gönderdi. Diğer iki dava Yargıtay’da bekletilmekte. Sayın Başsavcım ve Vekili, şahsıma “iftira davası” açmadılar ve ispat etmemin yolunu sürekli kapattılar. “Görevli memura görevinden dolayı hakaret ettiğim” yalandır. Beş senedir bu “görevli memurlar” görevlerini yapmadılar ki hakaret edeyim… “Görevini yapmayan memura, görevini yapmadığından dolayı hakaret” iddiasıyla şahsımdan şikayetçi olurlarsa, bu suçumu seve seve kabul ederim. Cinayet ihbarlarımı bile kale almadılar. Üstelik ihbar ettiğim her olay belgelidir. Fakat Mahkeme Kararında görüleceği üzere “iftira ettiğim yolunda kuvvetli şüpheler bulunmakta”ymış. Sayın Başsavcım, hangi konularda iftiralarda bulunmuşum, Akıl Hastanesi’ne postalamadan önce bu iftiralarımı ispat etmek ve Mahkemenize sunmak zorundadır. “Şüphe” kelimesiyle hiçbir şahıs Akıl Hastanesi’ne gönderilemez. Önce bu iftiralarımı ispatlasın…
             2002-2003 yıllarında, Ilgaz AŞ isimli bir suç şirketinde bir buçuk sene çalıştım. Cinayetlerine ve çok sayıda yasadışı işlerine şahit oldum ve bu sebeple bu suç şirketinden ayrıldım. Hiçbir surette düşmanlık beslemediğim bu suç şirketinin beş adet ortağının devlete karşı işlemiş oldukları yasadışı işlerini, sadece devletimi düşünerek, ilgili tüm makamlara dilekçeler yazarak suç duyurularında bulundum. Eskişehir Emniyet Müdürü ve Eskişehir Valisi bu ihbarlarıma ilgi duyup gereğinin yapılması için hizmet verdikleri ve soruşturma başlattıkları bir sırada, Eskişehir Cumhuriyet Başsavcısı Gökhan Karaburun ve Vekili Coşkun Mutluer bu dilekçelerimi işleme koymadılar. Başsavcı Vekili Coşkun Mutluer, karakollara verdiğim şikayet dilekçelerimi yırtarak şahsımla alay ettiği gibi, belgelediğim bir düzine yasadışı işlerin ifadesini şahsımdan almak istemediler, akli ve ruhi durumumla ilgili soruşturma başlattılar. Sonrasında Adalet Bakanı Cemil Çiçek, şahsıma bizzat telefonla ulaşarak Ankara’ya davet etti. Makamında yasadışı işlerin belgelerini teslim ettim. “Gereği yapılır” diyen Adalet Bakan’ımız gereğini yapmadıkları gibi, Ilgaz AŞ ortaklarının Ak Parti kurucu üyeleri olması sebebiyle yasadışı işler kapatıldı. Yasadışı işlerini kapatmaları için para desteğiyle milletvekili seçtirdikleri  Murat Mercan’la ilgili iddialarımı ve Başsavcı Vekili Coşkun Mutluer’in şikayet dilekçelerimi yırttıklarını 2005 senesinin Nisan ayı içinde internet ortamına taşıyarak, cinayetlere, tarihi eser kaçakçılığına, sit alanlarının yağmalanmasına suç birliği ettiklerini Milletvekillerimizin TBMM’deki e-mail adreslerine, parti merkezlerine ileterek suç duyurularında bulundum.  Sonrasında  Başsavcı Vekili’ne hakaret ettiğim, Milletvekiline sövdüğüm iddialarıyla cezaevinde 34 gün susturuldum ve Eskişehir 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. Tam beş senedir bu iddialardan vazgeçmedim ve belgelediğim yeni iddiaları da ekleyerek ilgili tüm makamlara suç duyurularında bulunmaya devam ettim.  Beş sene içinde şahsıma dokuz adet “hakaret davası” açıldı fakat hiçbir şahıs “iftira davası” açamadı. Çünkü yasadışı işleri belgelediğimi hepsi biliyordu. Şahsıma Eskişehir 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nde dört adet hakaret davası açan mafya patronları “cinayet işlemedik” diyemedi. “Banka hortumlamadık” diyemedi. “Sit alanlarını yağmalamadık” diyemedi. “60 adet sahte ruhsatlı kaçak villa yapmadık” diyemedi. “Tarihi eser kaçırmadık” diyemedi.  “Kamu makamlarından  hırsızlıklar yapmadık” diyemedi.  “Rüşvet vermedik” diyemedi. Fakat söylemediğim halde “PİÇ” demişim, “hırsızın oğlu” demişim, “mafya” demişim işte bu sözler nedeniyle şahsıma hakaret davaları açıldı. Fakat bu mahkemelerin tamamında, şahsımı suçlu göstermek adına Anayasal suçlar işlendi. İddianamelerde sahtekarlık yapıldı. Savcılar tarafından şahsıma iftiralar atılarak komplolar kuruldu. Ilgaz mafyasını yasadışı işlerinden AK’lamak adına şahsıma “deli raporu” aldırılmaya çalışıldı. Yapılan bu hizmetlerin tamamı, AKP kurucusu olması sebebiyle cinayetler işleyen Ilgaz mafyasını yasadışı işlerinden AK’lamak adına tezgahlanmıştır.  Kısaca anlattığım yukarıdaki olaylar sonrasını maddeler halinde sunuyorum:       
          KONU 1). Başsavcı Vekili Coşkun Mutluer’e hakaret ettiğim iddia edilen 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nde gıyabımda yargılandım, bir buçuk sene hapis cezası aldım ve bu cezayı Yargıtay 4. Dairesi  “esasa bakmadan” bozarak geri gönderdi.  Gerekçeli Karar’ı hiçbir surette şahsıma tebliğ edilmeyen bu karar elime geçince, Eskişehir 1. Asliye Ceza Mahkemesi Hakimi’nin ve Eskişehir Başsavcısı’nın, “Adaleti yanıltmak adına” yasadışı işler yaptıkları da ortaya çıktı.  Gerekçeli karar, açık adresimi defalarca mahkemeye göndermeme rağmen hiçbir surette  şahsıma tebliğ edilmedi, ispatlıdır. Şahsım adına Yargıtay’a “temyiz dilekçesi” yazan avukatı da tanımıyorum ve hiçbir surette şahsım adına mahkemelere müdafi tayin etmedim. İkamet ettiğim Erdemli’den iki defa 2. Asliye Ceza Mahkemesi’ne taahhütlü mektupla  “yazılı savunma dilekçesi” gönderdim ve biri kayboldu. Kaybolan dilekçem Eskişehir 1. Sulh Ceza Mahkemesi’nden çıktı. Başsavcı Gökhan Karaburun bu dilekçemi dosyamın içinden alarak “hakaret ettiğimi”  iddia etmiş ve dava açmıştır. Oysa “yazılı savunma” yapmak Anayasal hakkımdır. Fakat bu hakkım gasp edilmiştir. Sonrasında Erdemli Asliye Ceza Mahkemesi’nde duruşmaya çıktım. Sözlü savunma yaptım ve 20 adet yasadışı işleri ispat eden belgeleri mahkemeye teslim ettim. Yargıtay’dan karar bozularak döndüğünde, şahsım adına “temyiz dilekçesi” yazan avukatı arayıp buldum ve kendisini suçlayarak dava açacağımı söyledim. Bu avukat kendisinin Baro tarafından müdafi avukat olarak görevlendirildiğini söyledi. “Gerekçeli Karar’ın sana gönderilip gönderilmediği beni ilgilendirmez” dedi. Bu sözleri üzerine bu avukata savunma dilekçelerimi ve belgeler göstererek  dosyamda olup olmadığını sordum. Sayın avukat dosyamdaki iddianameyi, ifadelerimi, mahkeme kararını ve temyiz dilekçesininin fotokopilerini alıp dosyalamıştı ve göstererek “sadece bunlar var” dedi.  Anladım ki Erdemli ilçesinden gönderdiğim yazılı savunma dilekçem ve 20 adet belge dosyamda yoktu. Kararın Yargıtay’ca bozulmasından sonra çıktığım bir duruşmada, “Erdemli ilçesinden Mahkeme kanalıyla gönderdiğim 20 adet resmi belgeyi görmek istediğimi” talep ettim. Sayın Hakim bu talebimi reddederek belgeleri göstermek istemedi. Anladım ki Başsavcı Gökhan Karaburun, “yazılı savunma dilekçem” gibi 20 resmi belgeyi de dosyamdan almıştı. Bu mahkemeye “reddi hakim” talebinde bulundum fakat 2. Ağır Ceza Mahkemesi reddetti. Adaleti yanıltmak ve şahsımı suçlu duruma düşürmek adına bu Mahkemede çok sayıda başka Anayasal suçlar işlenmiştir. Özellikle Savcı Cemal Gürsel Sarıca, şahsımdan ifade almasına rağmen, adaleti yanıltmak ve şahsımı suçlu göstermek adına, verdiğim ifadeleri tutanaklara geçirmemiş ve taraf tutarak iddianameyi tamamen aleyhime hazırlayarak, cinayetler işleyen bir mafyanın hizmetçiliğini yapmıştır. Bu suçları siz Sayın Hakim’e huzurunuzda ispat edebilirim. Adalet Bakanlığı’na ve Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’ne suç duyurularında bulundum. Ayrıca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunarak yardım istedim.  
          KONU  2). Ilgaz mafyasının  MAFYA BABA’LARI, “hırsızlık yaptığımı, asılsız ihbarlarda bulunduğumu, deli olduğumu ve vesayet altına alınmam gerektiğini” iddia ederek 8 ayrı ve 500’er milyon manevi tazminat davası açtılar. İkamet adresim bilindiği halde duruşma tebligatı gönderilmedi. Hiçbir ifademe başvurulmadan yargılandım ve 6 milyar para cezasına hükmedildi. Karar yine tebliğ edilmedi. Fakat oğlumun ikamet adresi bulundu ve yasadışı bir şekilde evini talan ettiler. Mahkemenin gerekçeli kararı yine gönderilmedi. İcra talanı sonrasında böyle bir yargılamanın yapıldığını öğrenerek kararı Eskişehir 3. Asliye Hukuk Kalemi’nden bizzat aldım. Mahkeme Başkanı’na itiraz ettim, kabul görmedi. Bu yasadışı işlemleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na ileterek suç duyurularında bulundum. Oysa bu Mafya Baba’ları bu davalarını Eskişehir 1. Asliye Ceza Mahkemesi’ne de götürmüşler fakat Hakim reddetmişti.   
          KONU 3). Başsavcı Gökhan Karaburun ve Vekili Coşkun Mutluer, yukarıdaki aynı iddialarımla ilgili ve başka mahkeme dosyalarından çalarak götürdükleri  Eskişehir  1. Sulh Ceza Mahkemesi’nde şahsıma karşı iki dava daha açmıştır ve yapılan mahkemeler sonrasında toplam beş sene hapis cezası aldırmıştır.  Mahkemeye sunduğum “yazılı savunma dilekçem” reddedilerek Anayasal savunma haklarım gasp edilmiştir. Bu davalar Yargıtay’da bekletilmektedir.
          KONU 4). Yine Başsavcı Gökhan Karaburun ve Vekili Coşkun Mutluer, Eskişehir 3. Sulh Ceza Mahkemesi’nde şahsıma “görevli memura hakaret” davası açmışlardır. Sayın Başsavcı’ya Eskişehir Cezaevi’nden yazdığım bir mektup sonrasında, Sayın Başsavcı Cezaevine gelerek bu mektubu iade etmiştir. Fakat internet sitemde yayınlayınca bu davayı açmıştır ve yasadışı işleri teşhir ettiğim ilk internet sitem trsayfam.com kapatılmıştır. Bu mektupta yasadışı işlerin ne şekilde örtbas edildiğini tek tek anlatmıştım.  Sayın Hakim gıyabımda para cezası verdi ve bu kararı Yargıtay 4. Ceza Dairesi “esasına bakmadan” bozdu. Bu mahkemede yeniden tek celsede ve 5 dakikada jet hızıyla yargılandım, cezam ikiye katlandığı gibi 3 buçuk sene hapis cezası aldım. Ayrıca tüm kamu haklarım elimden alındı: Parti üyesi olamaz, yöneticilik yapamaz, iş yeri açamaz vs…  Oysa beş senedir aynı savunmayı verdiğim gibi, Mahkemeye sunduğum belgeler araştırılmadı, Başsavcı ve Vekili ile yüzleşme talebim reddedilmediği gibi, kabul de edilmedi. Kısacası bu Mahkeme de Anayasal suçlar işlemeye devam etti ve ben de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurularında bulundum.
           KONU 5). Cinayetler işleyen Ilgaz Mafyası, Eskişehir 2. Sulh Ceza’da şahsıma karşı dört adet “hakaret” davası açtı. Bu davaların “iftira” olduğunu belgelediğim gibi, bu davaları internet siteme taşıyarak Ilgaz Mafyasının BABA’larını cümle aleme rezil ettim. Mahkeme Hakimi Berrin Hanımefendi, Savcı Hasan Gönen ve Ilgaz Mafyası’nın avukatı Banu Bazarkaya ile suçbirliği yaparak iddianameyi değiştirdiler. Bunu da ispat ettim. Şahsımı suçlu göstermek adına tutanaklara kasıtlı olarak “sabıkalı” yazdırdılar. Oysa sabıkam yoktur. Mahkemeye iki şahit gösterdim, reddedildi. Yazılı savunma dilekçem bir başka mahkemeye postalanarak yine cezaevine atıldım ve 30 gün susturuldum. Mahkemede sözlü ifade vermek istedim, Sayın Hakim “mahkemenin düzenini bozduğumu”  iddia ederek sürekli engelledi. Belgeler sundum, kabul etmedi. Bunun üzerine  “reddi hakim dilekçesi” sundum, imzalayarak aldılar fakat dokuz ay boyunca yargılamaya devam ettiler. HAKİMİ RED dilekçem reddedilmediği gibi, kabul de edilmedi. Bunun üzerine dokuz ay sonra ikinci defa yazılı olarak ve gerekçelerimi sunarak “reddi hakim” talebinde bulundum. Çünkü sayın Hakim Anayasal suçlar işliyor ve sahtekarlık yapıyordu. İkinci RED dilekçemi kabul etmek zorunda kaldı. Hakimin isteği üzerine iki defa İstanbul Adli TIP Kurumu’na gönderildim ve gönüllü gittim, 4. İhtisas Kurulu’nda heyete girdim. Sahtekarlığını ispat edip yüzüne vurduktan ve ikinci “reddi hakim” dilekçemden sonra üçüncü defa “Adli Tıp Kurumuna gönderilmesine,  müşahade altına alınmasına” diyerek karar verdi ve şahsımı polis zoruyla göndermeye çalıştı, itiraz dilekçemde haklı sebeplerimi bildirerek gitmedim. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundum. Suç duyurularımla ilgili, Kaçakçılık Şubesi’nde ifadem aldırıldı. 30 Nisan 2009 günü dördüncü defa “Adli Tıp Kurumuna gönderilmesine ve müşahade altına alınmasına” diyerek polis zoruyla göndermeye çalıştı fakat yine gitmedim, sonrasında nüfus kimliğime el koydu. Gitmek istemiyordum çünkü iftiralarla yargılamaya çalışıyordu ve bu iftiraları belgelemiştim. Şahsımın İstanbul Adli Tıp’a gönderilmesine gerekçe olarak gösterilen 1005 numaralı dosyamın Mahkemeniz tarafından incelenmesi zorunludur. Ayrıca yine 2. Sulh Ceza  Mahkemesi Hakimi’nin iddianamede sahtekarlık yaptığı Soruşturma No: 2005/11204, Esas No:2007/5865, İddianame No:2007/2615 “hakaret” dosyasının bizzat bu mahkemeden talep edilmesini ve Mahkemenizde incelenmesini, sahtekarlıklarla ilgili şahsımdan bizzat ifade alınmasını talep ediyorum.
              KONU 6). Yukarıda anlattığım üzere Eskişehir Mahkemelerinde (Başsavcı, Vekili ve Büyükerşen’in açmış olduğu  5 adet),  (Ilgaz mafyasının 4 adet “hakaret davası”) toplam 9 adet mahkeme sonrasında, hapis cezalarının da Yargıtay’dan bozularak dönmesi sonrasında, Sayın Başsavcım şahsımı cezaevine sokamayınca, akli ve ruhi durumumun bozuk olduğunu iddia ederek beşinci defa şahsımı Adli Tıp kurumu yerine MAZHAR OSMAN AKIL HASTANESİ’ne göndermek istemiştir. Çünkü dosyalarımdan çalınan belgeleri ve savunma dilekçemi, ayrıca sahtekarlık yapılan iddianameyi ispatlamamı engellemek için başka yol bulamadılar. Dahası, aylardır internet sitemde, şahsımı linç eden savcıların ve şahsımı iftiralarla yargılayarak suçlu duruma düşürmek için elinden geleni yapan hakimlerin  rüşvet aldıklarını iddia ederek suç duyurularında bulunmaktayım. Özellikle Hasan Gönen isimli savcının, cinayetleri örtbas etme karşılığında bu mafyadan 1 milyon dolar rüşvet aldığını iddia ediyorum. Aylardır yaygara etmeme rağmen  hangi bir tanesi şahsımı mahkemeye vermiştir, siz sayın Hakim’in araştırmasını ve bu konular hakkında Mahkemenizin bizzat şahsımdan ifade almasını, Ağır Ceza Mahkemesi’ne suç duyurusunda bulunulmasını talep ediyorum.    
             Yukarıda 6 madde halinde Mahkemenize sunduğum dosyalarımın ilgili Mahkemelerden talep edilerek araştırılması gerekmektedir. İspat edemeyeceğim konuları asla açmam. Yukarıda anlattıklarımda eğer ADALET olduğuna inanıyorsanız, seve seve MAZHAR OSMAN’a gideceğimi  taahhüt ederim. Cinayetleri ihbar etmekle ben suç işlemiyorum. Faili meçhul cinayetlerde kıl-tüy arayan Adaletime yardım etmek istiyorum. Fakat savcılarım beş senedir yazılarımdaki suç duyurularımı ısrarla görmek istemiyor, “hakaretlerimi” cımbızla seçip dava üstüne “hakaret davası” açıyor. İçlerinden hiç biri “cinayetleri örtbas etmedik” diyemiyor ve “iftira davası” açamıyor. Susturulmak adına 64 gün hapsedildim. Ceza alıp da hapsedildiğim olmadı. Beş senedir Savcılarıma ilettiğim mafyanın yasadışı işleri şunlardır:
           1). Üç adet cinayet ve birine bizzat şahidim. İhbarımla ilgili Sayın Başbakan’a gönderdiğim ve Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesini talep ettiğim dilekçem, taahhütlü ispatı ile birlikte ilişiktedir. Sayın Başsavcım, bu cinayet ihbarı dilekçemle ilgili ne yapmışlardır? Savcı Cemal Gürsel Sarıca, ısrarlı ihbarlarıma rağmen hiçbir surette şahsımdan ifade almak istememiş, internet sitelerimden alarak iki cinayeti kasıtlı olarak birbirine karıştırmış ve karartmıştır. Belgesi ilişiktedir. Başbakanlık Makamına ihbarlarım sonrasında önce soruşturma başlatılan, AKP kurucuları oldukları anlaşıldıktan sonra kapatılan İlişikteki cinayet ihbarımın, 2. Sulh Ceza Mahkemesi’ne yazılı olarak sunduğum dilekçemdeki bir bölümün özetini Mahkemenize sunuyorum ve araştırılmasını talep ediyorum: “Başbakanlık Makamı'na yazmış olduğum 20.05.2004 tarihli dilekçemdeki dört konudan biri, şimdi aktaracağım cinayeti içermektedir. Şirketlerinde "usta" olarak çalıştırdıkları ve "alkolik" olduğu belgelerle sabit Ruhi Güner isimli şahısı bile bile ölüme gönderdiklerini ayrıntılarıyla Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı'na da bildirdim. Bu olaya bizzat şahit olduğumu ilettiğim Başsavcı Vekili Coşkun Mutluer, bu cinayetle ilgili bilgi almak yerine şahsımla alay etmiş, dalgasını geçmiş, sonra da "akli ve ruhi durumumdan" şüphe duyarak Adli Tıbb'a sevketmiştir. Şahit olduğum bu cinayetin aydınlanması için yardım istediğim Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılık Makamı, bu cinayeti aydınlatmak yerine, şahsımın "deli" olduğunu isbat için büyük bir gayret içine girerken, aynı konuda şahsıma "deli" raporu aldırmaya çalışan AKP'li Ilgaz mafyasının servet sarfettiği makamlar da şahsıma "deli" raporu aldıramamıştır. "Akli ve ruhi durumumun yerinde olmadığı, vesayet altına alınmam gerektiğiyle" ilgili davaları 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nde reddedilmiştir. Cinayete kurban giden bu şahısın kaza esnasında aşırı derecede alkollü olduğunu, Çukurhisar Jandarma Karakolu'nda tutanakların, AKP'li Ilgaz mafyasının istekleri doğrultusunda yazıldığını, hiç bir surette otopsi yapılmadığını, üstelik bu şahısın "alkol tedavisi gördüğünü" isbat eden belgelerin varlığını bildirdiğim halde, o zamanın Adalet Bakanı Cemil Çiçek ne yapmıştır? Ruhi Güner isimli şahıs, Ilgaz mafyası içinde şöför olarak değil, motor ustası olarak senelerce çalıştı. "Alkolik" olduğuna dair raporlar olmasına rağmen, Ilgaz mafyasının dört numaralı babası Mehmet Ilgaz, önünü dahi göremeyen bu şahısı mazot yüklü tankere zorla bindirdi. Önünü dahi görmeyen bu şahıs da mazot yüklü tankerle elektrik direğine çarparak cinayete kurban gitti. Bu ifadelerimi doğrulayacak dört adet görgü şahidi vardır. Bunlardan ikisi hala Ilgaz Mafyası içinde çalışmaktadır. Israrla suç duyurularıma devam etmem sonrasında, Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı, bu olayda Ilgaz mafyasının suçlu olmadığını tarafıma yazıyla bildirmiş, şahsımdan ifade almak yerine internet sitelerimdeki iki adet cinayeti kasıtlı olarak birbirine karıştırmış, sümenaltı etmeye çalışmıştır. Bu iki cinayetle ilgili ısrarla şahsımdan ifade alınması taleplerim reddedilmiş, Ilgaz mafyası korunmaya devam edilmiştir, cinayetler zaman aşımına uğratılmaya çalışılmıştır. Savcıların görevi adaleti yanıltmak değil, suçlu olanı adalete teslim etmektir. Ruhi Güner'in eşi, kızı ve polis olan damadı, AKPARTİ'li Ilgaz mafyasından korktukları için davacı olmamışlardır. Kaza süsü verilen bu olayda Çukurhisar Jandarma Karakolu’nda görevli şahıslar, olay yerinde tuttukları tutanakta, aşırı derecede alkollü bir şahıs için “alkolsüzdür” ifadesini kullanmışlar, “dikkatsizlik ve tedbirsizlik sonucu şöför hatası” cümlesine yer vermişlerdir. Dahası, bu şahsı için hiçbir surette otopsi yapılmamış ya da engellenmiştir. Eskişehir Başsavcısı Gökhan Karaburun, şahsımı Mazhar Osman’a göndermeden önce, bu anlattıklarımla ilgili mahkemenize bilgi vermek zorundadırlar. Cinayetleri örtbas etmek, devletin bir Başsavcısı’nın görevi olamaz.
           2). Birinci dereceden korunması gereken sit alanına 60’tan fazla sahte ruhsatlı kaçak villa yapıldı.  Sayın Coşkun Mutluer’e pafta ve parsel numaralarını ilettim. 2005 senesinde çıkarılan bir kanunla “yasallaştırıldığı” söylendi fakat araştırdım, hala kaçak görünüyor ve ruhsatlar sahte… Çünkü bu sit alanı hala özel tarım alanı, “özel yerleşim alanı” olduğunun belgesi yok… Midas’ın 2600 yıllık mezarı da yok edildi. Sayın Başsavcım bu konularda “yalan söylediğimi” iddia edebilirse, bizzat şahsımın yanında Mahkemenize ifade verebilirse, sonrasında seve seve Mazhar Osman’a gideceğimi taahhüt ediyorum.
           3).  On beş senedir süren Türkiye’nin gelmiş geçmiş en büyük tarihi eser kaçakçılığı yapıldı… Tarihi eserler  papazlar kullanılarak Yunanistan’a kaçırıldı. Israrlı suç duyurularım, bizzat Başsavcı tarafından örtbas edildi. Eğer yalan söylediğimi iddia edebiliyorsa, Mahkemenize ifade versinler.
           4). Subay Orduevi’ni yenileme ve kolon güçlendirme çalışmalarında kolon patlatıldı. Bu çalışma esnasında mühendis görevlendirilmedi. İlkokul mezunu dahi olmayan iki inşaat ustası, kara düzen yöntemlerle kolon güçlendirdiler. “Yenileme” adıyla yapılan bu çalışmalarda yüzlerce paslı ve çürük malzeme kullanıldı, listesini tutma işinde  bizzat  şahsım görevlendirildi. Genelkurmay’a ihbarda bulundum ve Hüseyin Işık isminde bir Albay’a ifade verdim. Genelkurmay, “ihaleyi Savunma Bakanlığı’nın vermesi sebebiyle” bu işten sıyrıldı. Eğer Subay Orduevi göçerse, kabak Savunma Bakanı’nın üstünde patlayacak… Eskişehir’de 5 şiddetinde bir deprem 1999’dan bu yana henüz olmadı. Subay Orduevi “yenileme” işi  2002-2003 senesi içinde yapıldı. Bu olayı bildirmediğim makam da kalmadı. İspatlıdır… Eğer Mahkemeniz, Genelkurmay Başkanlığı’ndan “araştırmak adına” gelen Albay  Hüseyin Işık’tan ifade alırsa, kimlerin yalan söylediği ve Mazhar Osman’a aslında kimlerin gönderilmesi gerektiği de ortaya çıkar. Eskişehir Subay Orduevi’nin çökme teklikesi içinde olduğunu Mahkemenize de bildiriyorum ve önlem alınması için ilgili makamlara haber verilmesi talebinde bulunuyorum. Beş şiddetinde bir depreme dayanmayabilir. İlk ihbar dilekçem ilişiktedir ve teslim ettiğimin belgesi olan ses kayıtları vardır.
          5).   Emlakbank’ı hortumladılar. Sayın Ahmet Necdet Sezer şahidimdir.
          6). Kamu makamlarından hırsızlık, rüşvet, darp, kara para, uyuşturucu ticareti…
            Sayın Hakim’im,
            Yukarıda sunduğum yasadışı işler hakkında Ilgaz AŞ’nin beş adet patronu şahsıma “iftira davası” açsın ve Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanayım, ondan sonra  Sayın Başsavcım şahsımı MAZHAR OSMAN’a göndersin… Seve seve gideceğimi Mahkemenize taahhüt ediyorum.

            Yukarıdaki haklı nedenlerimden dolayı, Eskişehir 3. Sulh Ceza Mahkemesi’nin kararına itiraz ediyorum.  Siz Sayın Hakim’den ve Mahkemenizden, bu kararın bozulmak suretiyle düzeltilmesini istirham ediyorum. Ayrıca bu dilekçemde, yukarıda sıraladığım devletimize karşı işlenmiş tüm yasadışı işlerle ilgili Mahkemenize suç duyurusunda bulunuyorum. Eskişehir 1. Asliye Ceza Mahkemesi’ne, Erdemli Asliye Ceza Mahkemesi kanalıyla gönderdiğim 20 adet resmi belgenin kaybolması sebebiyle Mahkemenize, ilişikte gönderdiklerim dışında belge teslim etmiyorum. Bu dilekçemin ve suç duyurularımın Eskişehir Ağır Ceza Mahkemelerine iletilmesini, Mahkemeniz tarafından suç duyurusunda bulunulmasını, Devletim ve Milletim adına istirham  ediyorum.
            Bu itiraz dilekçemdeki her kelimenin doğruluğunu taahhüt ederim. Taahhüt etmenin ne anlama geldiğini de çok iyi bilirim.
            Ben suçlu ya da akıl hastası değilim. Şahsımdan şikayetçi olanlar önce “aklı başında vatandaş” muamelesi yaparak 10 sene hapis cezası yağdırıyor. Yargıtay’ın değerli üyeleri de “esasa bakmadan” hapis ve para cezalarımı bozup geri gönderiyor. Şahsımı bir türlü cezaevine sokamayanlar, kendi yaptıkları yasadışı işlerin ortaya çıkmaması adına şahsımı susturmak istiyor.  Türkiye Cumhuriyeti Devleti Adaleti bu mu?
            Sayın Hakim’im,
            Bir “deli”nin böyle bir dilekçe yazabileceğine inanabilir misiniz?
            Eğer Kenan Akkuş suçlu olsaydı, şimdi cezaevinde olurdu.   Eğer akıl hastası olsaydı MAZHAR OSMAN’da olurdu…  Beş senedir cezaevine sokamadıkları gibi, “deli raporu” da aldıramadılar. Eğer sayın Hakimlerim fırsat tanırlarsa, bu güzel ülkede bir çok güzelliklere imza atacağıma inanıyorum. Ben sadece ülkeme hizmet etmek istiyorum. Hiçbir makam sahibine ya da şahısa düşmanlığım yoktur. Yasadışı işleri ortaya çıkarmaya  kararlıyım.
            Mahkemenize ve siz Sayın Hakim’e saygılarımı sunarım. 08/06/2009

                                                                                                         Kenan AKKUŞ

Adresim:
Telefonum: 

Bu itiraz dilekçem 7 (yedi) sayfadır.

EKLERİ:   1).  Eskişehir   3. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 2009/717 nolu   kararı.
                  2). 20/05/2004 tarihinde Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a gönderdiğim ve dört adet yasadışı ihbar ettiğim dilekçeme iliştirdiğim, araştırılması adına Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesini istirham ettiğim “Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı’na Cinayet İhbarım”.
                 3). Yukarıda sözü edilen Cinayet İhbarımı Sayın Başbakan’a gönderdiğimi belgeleyen PTT’’nin  21/05/2004  tarihli taahhütlü makbuzu.
                 4). Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı’nda görevli Savcı Cemal Gürsel Sarıca’nın, şahsımdan ifade tenezzül etmeyip,  internet sitelerimden alarak iki cinayeti kasıtlı olarak nasıl birbirine karıştırdığının belgesi.
                 5).  Subay Orduevi’nin çökebileceğini ihbar ettiğim ve Eskişehir Subay Orduevi Müdürü Mehmet Gürdoğan’a bizzat elden teslim ettiğim 23/01/2004 tarihli dilekçem. 

SAHTE BELGELERLE POLİS ZORUYLA BAKIRKÖY'E KAPATILDIĞIMIN BELGESİ





İstanbul Bakırköy Mazhar Osman  Hastanesi’nde heyete dahi girmeden  deli raporu sahibi oldum.

Yüzünü görmediğim, bilmediğim doktorlar, uydurma raporun altını imzalamışlardı.

RÜŞVET KARŞILIĞINDA İSTANBUL BAKIRKÖY RUH VE SİNİR HASTALIKLARI HASTANESİ'NİN   HEYETE GİRMEDİĞİM HALDE ŞAHSIMA DÜZENLEDİĞİ SAHTE RAPOR:


YÜZLERİNİ DAHİ GÖRMEDİĞİM DOKTOR SIFATLI OROSPU ÇOCUKLARI,  RÜŞVET KARŞILIĞINDA SAHTE RAPORU İMZALAMIŞLARDI.

ŞAHSIMA RÜŞVET KARŞILIĞINDA SAHTE DELİ RAPORU DÜZENLEYEN  OROSPU ÇOCUKLARININ İSİMLERİ:

Dr. Latif Ruhşat Alpkan (Bakırköy Akıl Hastanesi Başhekim Yardımcısı)
Dr. Niyazi Uygur
Dr. Nevzat Satmış
Dr. Cem Tüz
Dr. Şeref Özer
Dr. Fatih Öncü

...VE RÜŞVET YİYEREK SAHTE DELİ RAPORUNA ÖNCÜLÜK EDEN İKİ OROSPU:

Dr. Gönül Baylan Kaygısız
Eskişehir Devlet Hastanesi Psikiyatri Uzmanı

Dr. Bilge Akyüz (Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hast. Pratisyen Doktor)







ILGAZ MAFYASINDAN RÜŞVET YİYEREK ŞAHSIMI LİNÇ EDEN ESKİŞEHİR SAVCILARI VE HAKİMLERİ HAKKINDA YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA ÇOK SAYIDA SUÇ DUYURUSUNDA BULUNDUM.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI, BAKIRKÖY MAZHAR OSMAN'IN DÜZENLEDİĞİ SAHTE RAPORU REDDEDEREK YARGITAY'DAKİ DOSYALARIMI ESKİŞEHİR MAHKEMELERİNE İADE ETTİ:

İnternet siteleri yapmaya, hakimlerin ve savcıların nasıl yasa dışı işlere bulaştıklarını ayrıntılarla anlatmaya çalıştığım bir sırada yine gözaltına alındım. 



Yine mahkeme düzenlenmiş. İfadem yok, savunmam yok, itiraz hakkı, tebligat, hiçbir şey yok… 

Tekrar Akıl hastanesine kapatıldım. Fakat bu defa bana zırdeli muamelesi yapıyorlar, çok ağır ilaçlar verip iğne yapıyorlardı. Kafamı kaldıramıyordum, bana neler yapıldığını anlayamıyordum. Ellerim ve yüzüm sürekli uyuşuyor, parmaklarımın ucuna kramplar giriyordu.
 
Akıl hastanesinde 120. günümdü. 

Beni yavaş yavaş öldürüyorlardı. Kaçmaya karar verdim. Bir yolunu bulup hastaneden kaçtım. Üzerimde pijama ve terlik… 

Paramı hastane görevlileri almıştı. Parasız pulsuz İstanbul’dan Eskişehir’e nasıl gidebilirim, düşünmek istiyordum fakat olmuyordu. 

Kütahyalı olduğunu söyleyen bir kamyoncuya anlattım derdimi,  yardımcı oldu. Beni Adapazarı’na kadar getirip bıraktı. 

Adapazarı’nda birkaç kamyoncuyla konuştum, derdimi anlatamadım, hiç kimse kamyonuna almak istemedi.  

Çöplerden ekmek yedim, hatta Bilecik’te bir çöp bidonunda poşette pasta bulmuş ve yemiştim. 

Adapazarı’ndan Eskişehir’e yürüyerek  dört günde perişan bir vaziyette geldim. Ayağımdaki terlik parçalanmıştı. 

Tam altı ay kendime gelemedim. Bakırköy Akıl Hastanesi’nde başlayan elimdeki uyuşmalar, vücudumdaki kasılmalar hala devam ediyor. Kısacası sağlığımı elimden aldılar.
 
34 gece nezarethane… 64 gün cezaevi… 60 adet iftiralarla süslü dava…  14 sene hapis… 28 internet siteme kilit… Deli raporu… 120 gün tımarhane …
 
Artık nüfus kağıdım da yok… Kim olduğumu dahi ispatlayamıyorum. Hiçbir yerde işlem yaptıramıyorum. Çok uzaklardaki çocuklarıma para dahi gönderemiyorum.
 
Tek suçum yasa dışı işleri ihbar etmekti.
 
Cinayetler, tarihi eser kaçakçılığı, sahte ruhsatlı kaçak villalar, uyuşturucu ticareti, banka horumlama, hırsızlık, sahte çek, darp, gasp…
 
Bunları yapanlar AKP’liydi ve bir CHP’li ortak: Yılmaz Büyükerşen…
 
Yasadışı işler yapmak, rüşvet almak, rüşvet vermek, işte bu şahıslar için o kadar olağan bir işti ki, Eskişehir’deki hemen hemen tüm resmi makamlar, kanun tanımayan bu ortakların kuluydu, kölesiydi…

YARGITAY'IN SAHTE DELİ RAPORUNU BOZMASINDAN SONRA TELAŞA KAPILAN KATİL ILGAZ MAFYASI VE HIRSIZ YILMAZ BÜYÜKERŞEN, BENİ SUSTURMANIN TEK YOLUNUN DELİ RAPORU OLDUĞUNA ISRARLA İNANIYORLARDI.

Anayasa Mahkemesi'ne bireysel dava açtım.

Eskişehir Mahkemelerinde yasa dışı bir şekilde yargılanarak akıl hastanesine kapatıldığımı,  Celalettin Karanfil isimli savcının nüfus kağıdımı gasp ettiğini iddia ettim.

Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı, geriye dönük sahte belgeler hazırlayarak Anayasa Mahkemesi'ne gönderdi ve bireysel davamı engelledi.

Eskişehir Başsavcısı Gökhan Karaburun, Başsavcı Vekili Coşkun Mutluer, Eskişehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen ve avukatı Cemal Okan Yüksel (şimdi CHP milletvekili), Eskişehir 4. Sulh Ceza Mahkemesi'nin geriye dönük tarihli sahte mahkeme kararıyla beni gıyabımda yargılatmışlar,  gıyabımda ağzımdan ifade ve savunma almışlar, gıyabımda Adli Tıp Kurumu'na gözlem altına almışlar, sahte bir deli raporu da Adli Tıp Kurumu'ndan almışlar, bu sahte raporu ve sahte mahkeme kararını Anayasa Mahkemesi'ne göndermişler, bireysel davamın reddedilmesini sağlamışlardı.

Tam beş senedir merak ediyorum: Bu sahte mahkemede beni hangi konuda suçlamışlardı? Hangi savcı benden ifade almıştı? Hangi hakim yargılamıştı? Bir üst mahkemeye itiraz  ya da Yargıtay'a temyiz hakkımı vermişler miydi? İfademde ve savunmamda ne anlattım? Eskişehir Barosu'nun bana tayin ettiği avukat kimdi? Bu sahte mahkeme kararından haberi olmuş muydu? Ilgaz mafyasından ve hırsız Büyükerşen'den ne kadar rüşvet almıştı?

Defalarca Eskişehir Adliyesi'ne ve yargılayan 4. Sulh Ceza Mahkemesi'ne gidip bilgi istememe rağmen, hiç bir surette bilgilendirilmedim. Çünkü sahte belgelerin elime geçmesini istemiyorlardı.

Dahası: UYAP yargı sistemine kayıt edilmeyen bu mahkeme kararının Yargıtay'da olduğunu iddia etmişlerdi. Oysa Yargıtay'da hiç bir surette dosyam yoktu.

Sözün kısası her şey sahteydi ve Anayasa Mahkemesi üyelerini de bu sahteciliğe ortak etmişlerdi.


İŞTE ANAYASA MAHKEMESİ'NİN KARARI











AKP KURUCUSU KATİL BİR MAFYANIN VE HIRSIZ YILMAZ BÜYÜKERŞEN'İN, PARA GÜÇLERİYLE ADALET'İ NASIL SATIN ALDIKLARININ HİKAYESİNİ BELGELERLE OKUDUNUZ.






YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NA SUÇ DUYURUSUDUR

Konu: Adli Tıp Kurumu, heyete girmediğim halde şahsıma sahte bir rapor düzenlemiştir. Suçlu şahıslar bu raporla şahsım susturmak ve tecrit etmek istemektedir. Adalet dağıtması gerekenler, adalet çetesi kurmuş, ihbarcı dürüst vatandaşları linç etmektedirler.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na,

KONU 1).

Eskişehir 2. Sulh Ceza Mahkemesi Hakimi Berrin Kanagöl Yeşilyurt'un talebiyle (Dosya No: 2007/1005) İstanbul Adli Tıp Kurumu’nda bir defa heyete girdim. Mahkeme duruşma tutanağı ilişiktedir.
Heyete girdiğim tarih: 26/01/2009
Adli Tıp No: 2008 / 68811
4. İhtisas Kurulunda heyete girdiğimin belgesi ilişiktedir.
Bunun dışında hiçbir zaman Adli Tıp Kurumu’nda heyete girmedim.

Oysa Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı, Anayasa Mahkemesi’ne 02/09/2009 tarih ve 2009/1995 Adli Tıp Kurumu numaralı rapor göndermiştir.

Heyete girdiğim tarihten 8 ay sonra tekrar heyete girdiğim görülüyor.

Öyle anlaşılıyor ki, uyduruk deli raporu karşılığında Adli Tıp Kurumu Başkanı ve 4. İhtisas Kurulu üyeleri rüşvet yemedilerse, Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı sahtekarlık yapmış ve benim yerime başka bir Kenan Akkuş’u Adli Tıp Kurumu’nda heyete sokmuşlar.

Zaten nüfus kağıdım ellerindeydi ve sahtekarlık yaparak benim kimliğimle başka bir şahısı heyete sokmuş olmalılar.

KONU 2).

Anayasa Mahkemesi’nin şahsıma gönderdiği yazısının OLAYLAR VE OLGULAR bölümünün 3’üncü maddesinde belirtilmiştir ki: Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2009/16954 soruşturma numaralı iddianamesi ile Eskişehir 4. Sulh Ceza Mahkemesi’nde dava açılmış.
Bu dava sonucunda şahsımı Adli Tıp Kurumu’na sevk etmiş…
Oysa bu tamamen sahte bir dava olup, gerçek dava dosyasında görüldüğü üzere (ilişikte)
şahsım Adli Tıp Kurumu’na değil, Bakırköy Akıl Hastanesi’ne kapatılmamla ilgilidir.

Davanın müştekileri: Yılmaz Büyükerşen, vekili Cemal Okan Yüksel, Eski Eskişehir Başsavcısı Gökhan Karaburun ve Başsavcı Vekili Coşkun Mutluer’dir.
Mahkeme kararı ilişiktedir.

Savcı ve hakim sahtekarlık yapmasına rağmen bu dava UYAP yargı sisteminde silinmiştir. Belgesi ilişiktedir.

Gıyabımda yapılmış ve sahte olsa da bu dosyanın UYAP yargı sistemine kaydedilmemesi suç değil midir?

Eskişehir 4. Sulh Ceza Mahkemesi’nde hiçbir zaman yargılanmadığım gibi yüzüme okunmuş bir karar yoktur.
Bu mahkemede 2013 yılında açılmış ilişikte iddianamesini sunduğum dava (Müştekiler: Mehmet Ali Şahin, Murat Mercan) dosyasının tebligatı şahsıma hiçbir zaman gönderilmediği gibi, yargılama gıyabımda yapılmaktadır.


KONU 3).

Anayasa Mahkemesi’nin şahsıma gönderdiği 04/10/2013 tarihli karar yazısının 6’ncı maddesinde belirtildiği üzere (ilişikte) Adli Tıp Kurumu şahsıma 02/09/2009 tarihli rapor düzenlemiş.

Bu raporun sahte bir rapor olduğunu ispat edebilirim.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Abdullah Er imzasıyla şahsıma gönderdiği bozma kararı ilişiktedir.

Eskişehir 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 16/03/2010 tarihli kararında, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastanesi’nden alınmış bir raporla şahsıma güvenlik tedbiri uygulanması talep edilmiştir.

Adli Tıp Kurumu’ndan alınan rapor 02/09/ 2009 tarihli olduğuna göre, Eskişehir 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 16/03/2010 tarihli kararında “Adli Tıp Kurumu”ndan alınmış olan raporun belirtilmiş olması lazımdı.

Mahkeme kararından 6 ay önce alınmış bir rapor mahkeme kararında belirtilmiyor, Bakırköy Mazhar Osman Hastanesi’nin 2009/2161943 dosya nolu rapor (ilişikte) belirtilerek şahsıma güvenlik tedbirinin uygulanmasına yönelik onay bekliyorlar.

Söz konusu Adli Tıp Kurumu’nun vermiş olduğu 02/09/2009 tarih ve 2009/1995 nolu rapor sahtedir ve bu raporla ilgili hiçbir zaman heyete girmedim.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Abdullah Er imzasıyla şahsıma gönderdiği bozma kararında yazılıdır ki:

5271 sayılı CMK’nun Madde 74 / 1 fıkrasında belirtilen: Uzman hekim önerisi yoktur. Eğer bir uzman hekimden şahsım için sahte rapor alınmış ise, uzman hekimin kim olduğu tespit edilip dava açılması gerekir.

5271 sayılı CMK’nun Madde 74 / 2 fıkrasında belirtilen: Şahsıma bir müdafi görevlendirilmemiştir. Eğer bir müdafi belirlenmiş ise, görevini yapmayan ve yasaları bilmeyen müdafi hakkında da dava açılması gerekmektedir. Bu müdafinin tespit edilmesi gerekmektedir.

5271 sayılı CMK’nun Madde 74 / 3 fıkrasında belirtilen: Şahsımın Adli Tıp Kurumu’nda gözlem altına alınması konusudur. Şahsım hiçbir zaman Adli Tıp Kurumu’nda gözlem altına alınmamıştır. Bakırköy Mazhar Osman Hastanesi’nde 15 gün gözlem altına alındım fakat Eskişehir 4. Sulh Ceza Mahkemesi’nin talebiyle ilgili değil, Eskişehir 3. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 04/06/2009 tarihli kararıyla ilgilidir. 2009/717 nolu bu dosya UYAP yargı sisteminden silindiği gibi, daha sonra tedavi maksatlı olarak polis zoruyla Bakırköy’e kapatıldığım davalar da sistemden silindi.

5271 sayılı CMK’nun Madde 74 / 4 fıkrasında belirtilen : Gözlem altına alınma kararına karşı itiraz yoluna gidemedim. Çünkü bu davadan hiçbir zaman haberim olmadığı gibi duruşmalar gıyabımda yapılmış. Eğer varsa Müdafi karara itiraz etmemiş. İtiraz edilmediği için karar durdurulmamış. Anayasal haklarım yok sayılmış. Mahkeme dosyasında şahsımdan alınmış bir ifade olmadığı gibi savunma da yoktur. İtiraz hakkı da tanınmamış. Her şey gıyabımda yapılmış. Adalet bu mudur?

5271 sayılı CMK’nun Madde 74 / 5 fıkrasında belirtilen konular, hakim, savcı ve Adli Tıp Kurumu heyetinin işbirliği yaparak, şahsıma sahte bir rapor düzenleyerek şahsımdan kurtulmak istedikleri anlamına gelir ki, Bakırköy’de heyete girmediğim halde şahsıma düzenlenmiş sahte bir rapordan sonra heyete girmediğim halde Adli Tıp Kurumu’ndan da sahte bir rapor alınmış olmalı.

Adli Tıp Kurumunda bu tür sahtekarlıklar bu kadar basit ve kolay mı?

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Abdullah Er imzasıyla şahsıma gönderdiği bozma kararı 05/04/2011 tarihlidir. Bozma gerekçesi ise “Adli Tıp Kurumu yerine başka bir kurumdan alınan yetersiz, onaysız, rapor fotokopisi esas alınarak yazılı biçimde karar verilmesi ve yasaya aykırı bulunması…”

Bozma kararından sonra geriye dönük olarak önceki bir tarihli sahte raporun Yargıtay'da işleme gireceğini düşünerek rüşvet karşılığında temin ettikleri ortadadır. Belgelerle ispatladığım cinayetlerden, tarihi eser kaçakçılığından, sit alanı yağmacılığından, hortumculuktan, hırsızlıktan, rüşvetten, dolandırıcılıktan, uyuşturucu ticaretinden kurtulmanın yolunun, şahsıma verilen sahte raporlarla kurtulacaklarını sananlara cevabı yargıtay Ceza Daireleri verdi: Yasadışı bir şekilde yargılanarak şahsıma yağdırılan tüm cezaları Yargıtay esasına bakmadan bozdu.

Şahsıma iftira yoluyla yüklenmeye çalışılan suçların tamamı Yargıtay'dan dönmüştür. Onanmış hiç bir davam yoktur. Hal böyle olmasına rağmen, Anayasa Mahkemesi'nin kararında görüldüğü üzere "üzerime atılı suç sabit"miş. Savcıların rüşvetler karşılığında şahsıma yüklediği ve hakimlerin rüşvetler karşılığında onayladığı, Yargıtay'ın ise bozduğu tüm davalarda yeniden yargılanmak için ilgili mahkemelere başvuracağım.

Yukarıda belirttiğim üzere 5271 sayılı CMK’nun 74’üncü maddesinin fıkralarındaki hükümlere hiçbir surette uymayan Eskişehir 4. Sulh Ceza Mahkemesi Hakimi, Anayasal Hakları uygulamak yerine şahsımı linç etmeye çalışan savcı ve heyete girmediğim halde şahsıma rapor tanzim eden Adli Tıp Kurumu heyeti suç işlemiştir.

Adli Tıp Kurumu’nun şahsıma düzenlediği raporun, yukarıdaki sebeplerden dolayı hiçbir hükmü yoktur.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunuyorum, Anayasa Mahkemesi’nin kararının (ilişikte) incelenmesi ve yalan beyanlarla suç işleyen Eskişehir hakim ve savcıları hakkında HSYK’ya suç duyurusunda bulunulmasını istirham ediyorum.

Gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim… 28/12/2013

Kenan Akkuş






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder